SAHİH-İ MÜSLİM

Bablar Konular Numaralar

AHMED DAVUDOĞLU

409 - 423 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:

 

Hadisi şerif ümmetin dillerinde destan olan meşhur hadiselerden olup Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in İsra ve Mi'racını anlatmaktadır.

 

îsra geceleyin yürütmek manasınadır. Fahr-i kainat (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in büyük mucizelerinden biri olmak üzere gecenin bir cüzünde Mekke'deki Mescid-i Haram'dan, Kudüs'deki Mescidi Aksa'ya yürütüldüğünü «O Sübhanı (Allah'ı) tenzih ederim ki kulunu geceleyin Mescid-i Haram'dan (alıp) kendisine ayetlerimizden bazılarını gösterelim diye havalisini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yürütmüştür.» ayet-i kerimesi beyan etmektedir. Oradan göklere çıkarıldığını ve göklerde gördüğü acaip ve garaibin tafsilatını bu hadis-i şerif, ispat eder. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in göklere çıkarılma hadisesine de Mi'rac denilmiştir. Bu hadisenin bir kısmı Kur'an-ı Kerîm'de şu ayetlerle beyan buyrulmuştur: «Yemîn ederim ki. Nebi o Cibril'i Sidre-i Münteha'nın yanında bîr daha inişinde de gördü. O Sidrenin yanında Cennetu'l-Me'va vardır. Sidreyİ Allah'ın celalet ve azameti  kaplayabildiğine kaplıyordu.  Göz ne şaştı, ne de haddini aştı. Vallahi Nebi Rabbi'nin ayetlerinden en büyüğünü gördü.»

 

Binaenaleyh İsra ve Mi'rac hadisesinin başı ve sonu ayetle, tafsilatı da meşhur hadisle sabit olduğundan bu cihetleri inkar, küfür, tafsilatını inkar dalalettir. Bu muazzam hadiseyi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vukuunun ertesi günü haber verdiği zaman Mekke müşrikleri kıyametleri koparmış birbirlerine haber verdikten sonra Hz. Ebu   Bekr    (Radiyallahu anh)'a koşarak: «Bak sahibi ne diyor. Güya bu akşam göklere çıkmış orada pek çok acaip ve garaip temaşa etmiş cennet ve cehennemi görmüş; Rabbi ile konuşmuş. Nasıl bunuda tasdik edermisin?» demişlerdi Ebu Bekr «O bunları söylediyse ben kabul ederim. Ben onu bundan daha garibi hususunda tasdik ediyorum» cevabını verdi. Ebu Bekr (Radiyallahu anh)'a, Sıddik, unvanı o zaman verilmiştir.

 

Müşrikler akıllarınca Resulullah.(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i iskat ve ilzam için ona çeşitli sualler sormaya başladılar. Ezcümle Kudüs'teki Mescid-i Aksa'yı tarif etmesini istediler. O anda Mescid-i Aksa olduğu gibi kendisine tecelli ederek onu müşriklere tavsif buyurdu. Müşrikler buna hiç bir şey diyememişlerdi. Çünki söyledikleri doğru idi. Bu sefer yollardaki kervanlarını sordular onları da yerlerini tayin etmek sureti ile bittafsil haber verdi. Hatta karayağız bir devenin kervanın en önünde bulunduğunu sabahleyin güneş doğarken Mekke'ye geleceğini söyledi. Müşrikler buna sevinmişlerdi. Çünkü — Haşa — Bununla Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yalanını tutacaklarını umuyorlardı.

 

Bu sebeple içlerinden birini güneşin doğduğunu haber vermek için gözcü tayin ettiler. Bir başkasınıda kervanın gelişini gözetmeğe memur ettiler. Neticede bu iki şahıstan biri güneşin doğduğunu haber verirken ötekide kervanın gelmekte olduğunu söylüyor ve sesleri bir birine karışıyordu. Bittabi müşrikler bunada inanmadılar. Hatta onların desiselerine aldanarak bazı zayıf müslümanlar irtidad bile etti.

 

İşte İsra ve Mi'rac hadisesi bu suretle daha o devirde şöhret bularak bir çok dedikodulara ve kargaşalıklara yol açtı.

 

Bu hadiseyi müslümanlar kabul ile telakki ederek inanmışlardır. Yalnız ne şekilde vuku bulduğu öteden beri ihtilaflıdır. Bazılarına göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) rüyasında ruhu ile göklere çıkmıştır. Bunların delili «Biz sana gösterdiğimiz rüyayı ancak insanlara bir fitne olsun diye gösterdik.» ayeti kerimesi ile Malik b. Sa'sa'a   hadisinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in «Bana Cibril, Mescid-i Haram'da uyuduğum bir sırada geldi...» «Bir de uyandım mesciddeyim» sözleridir. Ancak ayet-i kerimede beyan buyurulan rü'ya Mirac hakkında değil Fahr-i kainat (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Hudeybiye'de gördükleri rü'yadır. Filhakika ashab-ı kiramdan bazıları bu rü'ya mucebince o sene Mekke-i Mükerreme'ye ve Mescid-i Haram'a gireceklerini zan ve tahmin etmişler o sene girmek müyesser olamayınca mezkur rü'ya onlar hakkında bir fitne ve iptila olmuştu. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve. Sellem)'in Mi'racı rü'ya halindedir deyenler: Ashab-ı Kiramdan Ümmül mu'minin Aişe (Radıyallahu Anha) ile Muaviye (Radiyalîahu anh), Tabiinden Hasanı Basri ve Muhanımed b. İshak'tır. Hz. Aişe: «Resulullah, (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in cesedi yer yüzünden kaybolmamıştır. O göklere ruhu ile uruç etmiştir,» demişsede bu sözü o mutlaka başka birisinden işitmiş olacaktır. Çünkü Mi'rac zamanında kendileri ya pek küçük yahut henüz doğmamışlardı. Mi'rac bi'setin 12. yılında yani hicretten bir sene evvel vuku bulmuştu.

 

Selef ve Halef ulemasının ekserisine göre Mi'rac ruh ma'al cesed olmuştur. Yani  Nebi  (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)   hem ruhi ile hem cesedi ile göklere çıkmıştır. Delilleri zikrettiğimiz İsra ayet-i ile sadedinde bulunduğumuz Mi'rac hadisidir. Çünkü Ayet-i kerimede (Abd) ve (îsra) kelimeleri zikredilmektedir. Kul manasına gelen Abd ruhla cesedin mecmu'una itlak olunur. Yalnız cesede Abd denilmediği gibi yalnız ruhada Abd denilemez, İsra dahi geceleyin bir cismi yürütmedir. Bu kelime hiç bir zaman yalnız ruhu yürütmek manasına kullanılmamıştır. Binaenaleyh Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gerek Mekke'den Kudüs'e gerekse Kudüs'teki Mescid-i Aksa 'dan göklere vaki olan seyahatında hem cesedi hem ruhu ile bulunmuştur. Hadis-i Şerif te buna delalet eder. Zaten aklen müstahil olmadıkça şer'i nasları zahirleri üzere bırakmak vaciptir. Buradaki ayet ve hadisin zahiri manaları müstehil değildir. Çünkü güneş, kutru yerin kutrundan bir milyon şu kadar defa büyük olduğu halde görülmedik bir sür'atle mihveri etrafında dönmektedir. Zaten cisimlerin atomları birbirinin mislidir. Bunlar ancak Kadir-i mutlak hazretlerinin bazılarında yarattığı hassalarla birbirinden ayrılırlar. Binaenaleyh Allah TeaIa Hazretlerinin Resulü Ekrem'inin bedeninde yahut onu taşıyan vasıtada güneşin hareketinden daha büyük bir sür'at halk'etmiş olması mümkündür.

 

Aklî delilleri de küffarın ve irtidad eden müslümanların bu hadiseyi şiddetle inkar etmiş olmalarıdır. Eğer Mi'rac rüyada vakî olmuş olsaydı onu kimse inkar etmezdi çünkü rüyada Nebiler değil alelade insanlar bile uçarlar. Bunu kimse mühim bir hadiseymiş gibi dile dolamaz inkar etmez. Binaenaleyh Küffarın şiddetli inkarı dahi Mi'cı'n ruh ve cesedle vaki olduğuna delildir.

 

Bazıları Mi'rac'ın keyfiyeti hakkındaki hilafı kaldırmak için İsra ve Mirac hadisesinin bir kaç defa vuku bulduğunu söylerler. Bazılarına göre, İsra ile Mirac ayrı ayrı gecelerde vakî olmuştur. Diğer bazıları bunların biri uykuda diğeri uyanıkken olmak suretiyle ikişer defa vaki' olduğunu: evvela uyku halinde İsra ve Mirac ettirilerek bu işe hazırlandığını sonra bunların aynen, uyanıkken tekrar edildiğini söylerler.

 

Ebu Şame bu babtaki rivayetlerin arasını bulmuş ve İsra'nın üç defa vaki olduğunu söylemiştir. Bunlardan birincisi Mekke 'den yalnız Kudüs'teki Beyti Makdis'e kadardır. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu seyahatini Burak üzerinde yapmıştır. İkincisi yine Burak üzeroinde Mekke'den Semavata; üçüncüsü de Mekke'den Beyt-i Makdis'e oradan da göklere çıkmak sureti ile vuku bulmuştur.

 

Hadisin Şerik rivayetinde İsra'nın Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e vahiy gelmezden önce vakî olduğu bildiriiiyorsada bu hatadır. Müslim'inde tenbih ettiği gibi Şerik bu rivayetinde takdim ve tehirler yapmış: ulemanın asla kabul edemiyeceği vehimlere kapılmıştır. İsra hakkında en öncelik bildiren kavil Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e Nebilik geldikten onbeş ay sonra olmasıdır. Daha önce vukuna kail olan yoktur. Zaten Şerik'in makbul bir ravî olup olmadığı ulema arasında ihtilaflıdır.

 

Mi'rac babında hak olan söz ekser-i selefin kavlidir. Yani Mi'rac uyanıkken ruh ve cesetle vakî olmuştur. Bu hususta «Şifai Şerif» de yirmi tane sahabe tabiin ve tebe'i tabiîn ismi sayılmıştır. Onlardan sonra gelen Hadis, Fıkıh, Tefsir ve Kelam ulemasının ekseriyetle kavlleride budur.

 

Hadisin bazı rivayetlerinde İsra hadisesinin Kabe 'den başladığı diğer bazılarında evinden, bir takımlarında Ebu Talib'in şi'binden (arazisinden) diğer bazılarında Ümmühanî 'nin evinden başladığı kaydedilmektedir. Bu rivayetler zahiren birbirine muarız gibi görünürse de araları şöyle bulunmuştur: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o akşam Ümmühani 'nin evinde yatıyordu. Onun evide Ebu Talib'in Şi'binde idi. İsra hadisesi o evden başlamıştır. Evin Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e izafe edilmesi orada oturduğu içindir. Melek gelerek kendilerini oradan almış Beytullah'a götürmüş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) orada bir parça oturarak istirahat etmiş uyuklar gibi olmuştur. Sonra melek onu Beytullah'ın kapısından çıkarak Burak'a bindarmiştir. İşte isra'nın Kabe'den başladığı rivayeti de bundandır. Burak'ın nasıl bir hayvan olduğu hadis şerifte beyan buyurulmuştur. Hadis-i şerifin muhtelif rivayetlerinden anlaşıldığına göre Fahr-ı Kainat (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)  bu seyahati esnasında beş şeye binmiştir:

 

1  - Mekke' den, Mescidi   Aksa'ya kadar Burak'a,

2  - Oradan birinci semaya kadar Mi'rac denilen bir merdivene,

3  - Yedinci kat semaya kadar meleklerin kanatlarına binerek gitmiş.

4  - Oradan Sidre-i Münteha'ya kadar Cibril (Aleyhisselam)'ın kanadına.

5  - Kaabi Kayseyn'e kadar Refrefe binmiştir.

 

Bunların mahiyetini bilmeye bizim için imkan yoktur. Binaenaleyh hepsine haber verildikleri şekilde inanır bu babtaki ilmi, Allah ve Resülü'ne havale ederiz. Gerçi Kadir-i mutlak olan Allah'ü Zülcelal için bunların hiç birine ihtiyaç yoksada Habib-i Ekrem'ini mu'tad olan vasıtalarla yürüterek fazla heyecanlanmasına mani olmak hikmetine mebni kendilerine hususi binekler tahsis buyurmuştur. İsra'nın gece olmasının hikmeti de Allah'ü a'lem gece halvet ve muhabbet zamanı olduğu yahud bir çok Nebilere muhtelif mu'cizeler geceleyin verildiği içindir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) göklere münacaat için kaldırılmıştır. Onun için de kendisine evvelden vakit tahsis edilmemiştir. Çünkü vakit tayin etmeden bir kimseyi huzura çağırmak o kimse üzerinde daha tesirli olur. Musa (Aleyhisselam)'ı Allah Teala evvelden bildirdiği bir vakitte Tur dağına davet eder kendisine emirlerini orada bildirirdi. Cebel-i Tur ile Beyti Ma'mur'un yüceliği arasındaki fark; pek büyük olduğu düşünülürse Hz. Musa ile Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in makamları arasındaki fark kendiliğinden anlaşılır. Keza Süleyman (Aleyhisselam)'a rüzgar müsahhar kılınmış onu bir aylık mesafeye en kısa zamanda ulaştırıyordu. Fahr-i kainat (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise bir anda yatağından arşı A'laya kaldırılmıştır.

 

Bu seyahatta Resullulah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e Hz. Cibril biri, süt, diğeri şarap dolu iki kap takdim ederek: «Bunların hangisini istersen buyur» demiş; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) süt'ü tercih etmiştir. Bunun üzerine kendilerine: «Fıtrata isabet ettin;  eğer şarabı tercih etseydin ümmetin azardı.» denilmiştir.

 

Bu rivayette süt ve şarap takdiminin Beyt-i Makdis'de geçtiği, başka bir rivayetde ise Sidre-i Münteha'da yapıldığı bildiriliyor. Kapların sayısında da ihtilaf vardır. Bazı rivayetlerde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e dört kap sunulduğu bunların ikisinde sütle şarap, ikisinde de bal ve su bulunduğu beyan ediliyor. Bu rivayetlerin arası şöyle bulunmuştur; ya ibaredeki (sümme) edatı (vav) manasınadır. Yani tertibe delalet etmez. Yahut süt takdimi hadisesi biri; Kudus'de susadığı zaman, biri de Sidretü-i Münteha'da olmak üzere iki defa vakî olmuştur.

 

Ulema fıtratı İslam ve istikamet diye tefsir etmişlerdir. Görülüyor ki; süt İslamiyete şarapta sapıklığa alamet kılınmıştır. Çünkü süt güzel ve temiz bir gıdadır onun akıbeti daima selamettir. Bu sebeble ekseriya hastalara süt içmeleri tavsiye olunur. Şarap ise; her türlü pisliklerin ve kötü hallerin esasıdır. Onun için şaraba ümmü'l-habais derler.

 

Burada şöyle bir sual hatıra gelebilir: Acaba Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i haram olan şarapla, helal süt arasında muhayyer bırakmanın hikmeti nedir?. Ulema buna şöyle cevap veriyorlar: Bu muhayyerlik ya o zaman henüz şarap haram kılınmadığı içindir, yahud gelen şarap cennet şarabı olduğundandır. Cennnet şarabı haram değildir. Aliyyü-l Kari'ye göre buradaki hikmet Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in doğruyu seçtiğini göstermek suretiyle onun, faziletini meleklere bildirmektir.

 

Cibril (Aleyhisselam) birinci semanın kapısını çaldığı zaman o semanın bekçisi kendisine kim olduğunu; yanında kimin bulunduğunu sormuş; Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olduğunu anlayınca: «O gönderildi mi?» diye sormuştur. Ulemanın beyanına göre bu sualden murad Nebi olup olmadığını öğrenmek değil: «Göklere çıkmak için gönderildi mi?» demektir. Yoksa o ana kadar Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Selletn)'in Nebi gönderildiğini bilmiyen hiç bir melek tasavvur edilemez. Vakıa Kaadı İyaz bu hususta ihtilaf olunduğuna işaret ile sualin hakikaten Nebi oldumu olmadımı ma'nasında sorulmuş olduğuna kail olanlar bulunduğunu anlatmak istemişsede bu kavil doğru.. değildir. Hadis-i şerifte zikri geçen Beytü'1 Ma'mur, Sidretü'l Münteha ve emsali müsenımaların hakikatini ancak Allah ve Resulü bilir. Biz bunların ancak isimleri ile bazı vasıflarını biliyoruz. Beyt-i Ma'mur hadiste beyan buyurulduğu vecihle içerisine her gün 70.000 melaikenin girdiği bir yerdir. Sahih haberlere göre Kur'an-ı Kerîm Levh'i-Mahfuzdan buraya bir defada inmiş oradanda Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e yirmi üç senede inzal buyurulmuştur.

 

Sidre : Nebk ağacıdır. Keyfiyyetini Allah bilir. İbni Abbs ile diğer müfessirlerin beyanına göre buna Sidretü'l Münteha Tesmiye edilmesinin vechi meleklerin ilmi onda nihayet bulduğu içindir. Onun ötesine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den başka geçen olmamıştır. Bazı rivayetlerde görülen Şakk-i Sadır hadisesine gelince: Muhtelif rivayetlerden anlaşıldığına göre bu hadise üç defa vuku bulmuştur.

 

İlk defa: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Beni Sa'd kabilesinde süt annesi Halime'nin nezdinde iken vuku bulmuş. ikincisi: Mi'rac gecesinde olmuştur. Bazıları Mi'rac gecesinde böyle bir şey olmadığını iddia etmişlersede bu kavil merduttur. Çünkü Mi'rac gecesinde de vakî olduğu sahih hadisle sabittir. Mucize kabilinden olan bu gibi harikaları inkara mecal yoktur. Küçüklüğündeki hadise Müslim'in Şeyban b. Ferruh rivayetinde şöyle izah edilmiştir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocuklarla oynarken kendisine, Cibril-i Emin (A.S.) gelerek onu tutmuş yere yatırarak karnını yarmış ve kalbini çıkarmış ondan bir kan pıhtısı aldıktan sonra   Resuli Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: «İşte şeytanın senden nasibi budur.» demiş sonra kalbini altın bir tas içinde zemzem suyu ile yıkayarak dikmiş ve yerine koymuş. Bu hadiseyi gören çocuklar telaşla süt annesine koşarak «Muhammed öldürüldü» diye haber vermişler. Sonra onu karşılamaya döndükleri zaman rengini uçmuş görmüşler. Ulemanın beyanına göre bu ameliyenin hikmeti Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şeytandan korumaktır.

 

İkinci hadise Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e vahiy geldiği zaman olmuştur. Bunun hikmeti onun kalbini kuvvetlendirmektir. Bu suretle kendisine yahiy edilen şeyleri kolaylıkla telakki etmiş vahyin bütün ağırlıklarına tahammül buyurmuştur.

 

Üçüncüsü de : Semavata çıkacağı zaman olmuştur. Bunun hikmeti de Resuli   Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i münacat için hazırlamaktır.

 

Tıybi diyor ki: Gerek Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in göğsünün yarılması gerekse kalbinin çıkarılması meselesinde çıkar yol menkul ile makul arasını bulmak iddiasiyle boş yere uğraşmak değil doğrudan doğruya vakıayı teslim ve tasdik etmektir. Hamdolsun biz muhbir-i sadık olan Resul-ü Zişan'ın verdiği haber hususunda hakikatten mecaze gitmeğe cevaz vermiyoruz. Maamafih ülema-i zahirin pek doğru bulduğumuz bu sözlerine karşı ülema-i Batın bu rivayetlerdeki lafızlardan hakikî manalarının kastolunmadiğını bunların birer temsilden ibaret olduğunu iddia etmişlerdir. Bu zevata göre Şakk-ı Sadır hadisesi berzah alemine ait bir temsildir. Şah Veliyullah (Huccetullahi'l-Baliga) adlı eserinde şunları söyler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in göğsü yarılarak imanla doldurulmasının misali ona nur doldurmak ve bu nurun, onun ruhuna galebe çalması beşeri tabiat alevlerinin sönmesi ve sema aleminden taşıp gelen tecellilere tabi olmasıdır. Lakin Şeyban b. Ferruh rivayetindeki tafsilata dikkat edilirse anlaşılırki; ehl-i batının bu te'villerine mecal yoktur. Zira hadiseyi gören çocukların Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in süt annesine koşarak «Muhammed Öldürüldü» demeleri sonra onu karşıladıklarında renginin uçtuğunu mülahaza etmeleri ve nihayet Enes (Radiyallahu anh)'ın: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in göğsünde o iğnenin eserini görürdüm demesi bu babta hiç bir te'vile imkan bırakmayacak kadar sarih hakikatlardır. Mucizeye imanı olan bir müslümanın bu babta tereddüd göstermesi asla caiz olamaz.

 

Harmele hadisinde zikri geçen karaltılar Adem oğullarının ruhları diye tefsir edilmiştir. Vakıa kafir ruhlarının «siccin» de olacağını mu'min ruhlarınınsa cennette sefa süreceğini bildiren sahih haberler varid olmuştur. Binaenaleyh nasıl olurda kafirlerin ruhları Hz. Adem (Aleyhisselam)'ın yanında bulunabilir? Şeklinde bir sual hatıra gelebilirsede zaman zaman bütün ruhların Adem (Aleyhisselam)'a arz olunması Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in böyle arz esnasında oradan geçmiş bulunması ihtimal dahilinde olduğu gibi cennetliklerle cehennemliklerin daimi şekilde değilde bazan yerlerine girmeleri sair vakitlerde Hz. Adem'in etrafında bulunmaları da muhtemeldir. Hatta üçüncü bir ihtimal olmak üzere cennetin Adem (A.S.)'ın sağında cehennemin de solunda bulunması caizdir. Adem (A.S.)'ın sağ tarafına baktığı zaman gülmesi zürriyetinin iyi hallerde olmalarına sevindiği için sol tarafına bakıp ağlaması da yine zürriyetinden bazılarının kötü hallerine acıdığı içindir. Musa (A.S.)'ın ağlaması dahi — Haşa— Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i çekemediği için değil onun ümmetine nispetle kendi ümmetinin az olmasıdır. Keza Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hakkında (çocuk) tabirini kullanması onu tahkir için değil Nebiimiz (Sallallahu Alryhi Sellam)'e ömrü en kısa olduğu halde Teala Hazretlerinin en büyük minnet ve ihsanda bulunduğunu ve onu bütün Nebilerden şerefli ümmetinin de bütün ümmetlerden üstün ve çok olduğunu görerek takdir ettiğindendir.

 

Harmele 'nin rivayetinde: İbrahim (A.S.)'ın altıncı semada olduğu bildiriliyor. Buhari''nin Şerik rivayetinde de Öyledir. Bu iki rivayetten mada heryerde Hz. ibrahim (Aleyhisselam)'ın yedinci katta olduğu zikredilmiştir. Mir'ac müteaddid defalar vaki olmuştur, dersek rivayetler arasında tearuz yoktur. Aksi takdirde yedinci katta rivayetini tercih ederiz.

 

«Nihayet öyle bir seviyeye çıktım ki, orada kalemlerin hışırtısını işitiyordum.» buyurmuştur.

 

Hattabi diyor ki: «Bu ses hükmü'llahî ile vahyi yazarken ve levh-i mahfuzdan Allah'ın dilediği şeyleri istinsah ederken meleklerin kalemlerinden çıkan sestir.» Kaadî İyaz'da şunları söylüyor: Bu hadis «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Se!lem)'e vahiy ve mikdarların Levh-i Mahfuzdan kalemlerle yazıldığının sahih olduğuna imanın vücubu babında ehl-i sünnetin delilidir. Bunların keyfiyetini ancak Allah bilir. Ayet ve hadislerde nasıl varid olduysa zahiri üzere inanmak keyfiyyetini Allah'a yahut Allah'ın bildirdiği zevata havale etmek icap eder. Bu gibi ayet ve hadisleri te'vil edenler ancak düşüncesi, imam zayıf olanlardır. Çünkü şeriatın getirdiği bu delilleri akli deliller de muhal görmez Allah dilediğini yapar dilediğini hükmeder...» Yine aynı rivayette namazların sayısını indirme hususunda: «Rabbime müracaat ettim, o da bunların satrını indirdi...» buyurulmaktadır.

 

Vakıa şatr kelimesi yarı manasında kullanılırsa da burada ondan murad yarı değil bir mikdardır ki Kaadî İyaz'ın beyanına göre bu miktar beşte birdir. Nevevî, Kaadî 'nin beşte birle takdirine bile lüzum görmüyor ve: «Burada şatrdan murad: yine yarı olup bir kaç defa müracaat sonunda Rabbim yarısını indirdi demektir. Çünkü hadis muhtasardır...> diyor. Harmele rivayetindeki: «Rabbim...  bende söz bir olur; değişmez buyurdu.»

 

Cümlesi : Karşısında şöyle bir sual hatıra, gelebilir : Namazları elliden beşe indirdi: Bu sözün değişmesi değilimdir?

 

Cevap : Bu sözün manası teklifler değil verdiğim haberler değişmez; yahud kazay-ı mübrem denilen katı'i hükümler değişmez; Kazay-ı muallak değişebilir demektir. Bu cümle ile «Bundan sonra artık söz değişmez.» manası da kastedilmiş olabilir.

 

Muhammed b. el Müsenna rivayetinde bahsedilen dört nehir, Buharî ve diğer sahih kitaplarda beyan edildiği vecihle Sidretü'l Münteha'nın kökünden çıkmaktadırlar. Bu dört nehrin batını olanları Mukatil'in beyanına göre Kevser ile SeI sebil'dir. Zahiri olanları ise Nil ile Fırattır. Ulemadan bazılarına göre bu isimler cennet ırmaklarını  büyüklük ve lezzet yönünden Nille Fırat'a benzeterek İstiare edilmiş de olabilir. İsimlerin tevafukundan yani cennette Nil ve Fırat isminde iki nehir bulunmasından da ileri gelebilir. Maamafih yeryüzündeki Nil ile Fırat'ın mahiyetini bilmediğimiz Sidret'ül Münteha'nın dibinden kaynamaları da mümkündür. Allah-u Alem.

 

Abd b. Humeyd rivayetindeki: «Allah'a mülaki olacağından hiç şüphe etme.» ayet-i kerimesini şahit gösteren Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) değil ravilerden biridir. Katade'nin tefsirine Mücahid, Kelbi ve Süddî gibi bir çok zevat iştirak etmişlerdir. İbni Abbas, Mukatil Zeccac ve diğer müfessirlerin kavline göre ise; ayetin manası: «Sen Musa'nın Kitaba kavuşacağına hiç şüphe etme.» demektir. Ma'ani uleması da ayni fikirdedirler.

 

Yine bu hadisin Ahmet b. Hanbel ve Muhammed b. El-Müsenna rivayetlerinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in, Musa ve Yunus (Aleyhisselam) İsra gecesinde telbiye ederken gördüğüne işaret buyurulmaktadır. Bu zevatın dünyada olmadıkları halde nasıl Hac ve Telbiye ettikleri suali hatıra gelebilir. Bu suale ulema muhtelif cevaplar vermişlerdir:

 

1) Mezkur Nebiler şehitler gibi hatta şehidlerden de efdaldirler. Şehidlerin ise; Rab'leri nezdinde diri oldukları Nassı Kur'an ile sabittir. Binaenaleyh bu Hadis-i şerifte varid olduğu üzere bu Nebilerin de Hac edip namaz kılmaları ve bu suretle imkanları nisbetinde Allah'a yaklaşmaları ihtimalden uzak değildir. Çünkü onlar vefat etmiş te olsalar hükmen yine amel diyarı olan bu dünyada sayılırlar. Dünyanın müddeti bitip de arkasından dar-i ceza olan ahiret geldiği zaman amel de sona erecektir.

 

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) göklerde diğer Nebileri de ruh ve cesedleriyle görmüştür. Onu istikbal ve teşrif için ruhları o gece bedenleri şekline girmiş yahud hakikaten bedenleri kabirlerinden oraya getirilmişdir.

 

2) Ahiret ameli zikr ve duadan ibarettir. Onların yaptığı da budur.

3) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)  bu Nebiler hakkındaki rüyasını İsra gecesi görmemiştir.

 

4) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onların dünyadaki hallerini görmüştür yani bu zevatın hali hayatta nasıl hac ve telbiye ettikleri ona temsilen gösterilmiştir.

 

5) Kendilerini görmemiş de olsa; hayatta iken oniann Hac ve Telbiye ettikleri Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e vahiy suretile bildirilmiştir.